Ersağ - FAYDALI BİLGİLER Whatsapp-button

FAYDALI BİLGİLER

ARGAN YAĞI VE FAYDALARI

Son günlerde adından sıkça söz edilen argan yağı, estetik ve kozmetikte sık kullanılan ürünlerden biridir.

Adeta bir estetik ve güzellik uzmanı gibi davranan argan yağı, bu özellikleri dışında diğer kullanım alanlarına da sahiptir.

Devamını oku: ARGAN YAĞI VE FAYDALARI

0
1
0
s2sdefault

SARI KANTARON BİTKİSİNİ TANIYOR MUYUZ?

Ortaçağdan beri şifacılar tarafından kullanılan sarı kantaronla tanışmadı iseniz size sarı kantaron bitkisinden ve sarı kantaronun faydalarından bahsetmek isteriz.  Memleketimizde Akdeniz ve Ege Bölgesinde sıklıkla yetiştiği gözlenmekle birlikte Sarı Kantaron (Hypericum perforatum) kantarongiller familyasından anavatanı Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya olan tıbbi bir bitkidir. Bu bitki bizim hayatımıza nasıl girdi diye soracak olursanız, babamızın organik ilaçlar ve doğadan gelen şifa ile tedaviye olan güveni ve araştırmaları sonucu sürekli tekrarlayan bilek şişmeleri ve ağrılarına çözüm aradığı bir zaman dilimine denk gelir. Sonrasında uçuklar, küçük yaralanmalar gibi durumlarda haricen kullanma ile her zaman yanımızdan ayırmadığımız bir bitki yağı olmuştur. Sarı kantaronun çiçek açtığı haziran-eylül dönemlerinde bu bitkiyi toplayarak “sarı kantaron yağı” yapabilirsiniz. Tabi bu kısım sabır, bilgi ve özen istemektedir. Yağ yapmak için bilgi, tecrübe ve imkanınız yoksa,  Sarı Kantaronun yağını, Gıda Takviyesi ve Losyonlarını hazır olarak bulmanız da mümkün olmaktadır..
 
Fitoterapide kullanılan bitkilerin yıldızı olarak kabul edilen sarı kantaron bitkisinin yukarıda da bahsettiğimiz gibi kullanımı ortaçağa kadar dayanmaktadır. Bazı bölgelerimizde Halk dilinde kılıç otu olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Bu isimle adlandırılmasında, Osmanlı döneminde orduların savaşa çıkarken, kılıç yaralarını daha çabuk iyileştirdiği için yanlarına kazanlarla sarı kantaron yağını almalarının sebep olduğu düşünülmektedir. Sarı Kantaron Bitkisi, kılıç otunun yanı sıra binbirdelik otu, kan otu, yara otu, kuzu kıran ve mayasıl otu olarak adlandırılmaktadır. Bitkinin depresyon önleyici, anti-virütik ve antibiyotik etkileri olduğu kanıtlanmış, ayrıca yara ve yanıkların iyileşmesine yardımcı olduğu gözlemlenmiştir. Tarihte sinir toniği olarak kullanılan sarı kantaronun günümüzde, ülkemizde ve özellikle Avrupa’da depresyon önleyici olarak kullanıldığı bilinmektedir. 
 
Sarı Kantaron Bitkisini Tanıyalım(Hypericum perforatum) kantarongiller ailesine mensup olan sarı kantaron, Asya, Avrupa, Kuzey Afrika ve A.B.D.’de yetişen, altın sarısına hakim bir renkte ve şemsiye biçiminde çiçekleri bulunan, çalı formunda, çok dallı ve çok yıllık bir bitkidir. Çiçekleri sıkıldığında veya zeytinyağında bekletildiğinde resimde görüldüğü gibi kırmızı renkli bir sıvı salgılamaktadır.
 
Bileşimindeki en önemli ve şifa veren madde "Hypericin"(İngilizceden çevrilmiştir-Hiperisin, hiperforin ile birlikte Hypericum'un ana aktif bileşenlerinden biri olan bir antrakinon türevi olan bir naftodiantrondur. Hiperisinin bir antibiyotik, antiviral ve spesifik olmayan kinaz inhibitörü olarak işlev gördüğüne inanılmaktadır.) dir, buna ek olarak içeriğinde pseudohypericin, protohypericin, protopseudohypericin, hyperoside, rutin,quercitrin, isoquercitrin, quercetin, biapigenin, amentoflavone, hyperforin, adhyperforin, caffeic asit, chlorogenic asit, ferulic asit, hyperfolin, p-cumaric asit, p-hydroxybenzoic asit, vanillic asit, uçucu yağlar, ß-sitosterol, C vitamini, A vitamini bulunmaktadır.
 
Sarı kantaron bitkisini krem/losyon, yağ, çay ve gıda ekstraktı (hap/draje) şeklinde kullanımları mevcuttur. Yağı dahilen veya haricen kullanılabilir. İhtiyaç duyulan bölgelere sürebilir veya birkaç damla içerek tüketebilirsiniz. Sarı kantaron Çayı  da teskin edici özelliğe sahiptir ve faydalıdır. Peki Sarı kantaron çayını nasıl yapmalıyız? Çay olarak kullanımında kaynamış suya bir tutam kadar sarı kantaron otu konarak demlenir ve demlendikten sonra bir su bardağı kadar süzülerek çay şeklinde tüketilir. Çok fazla dozda alınmaması tavsiye edilmektedir. 
 
Sarı Kantaron Bitkisi YağıHap olarak kullanımı ise biraz daha karışıktır. İlgi ve ihtiyaç duyanlar sağlık sorunları doğrultusunda hekimlere danışarak kullanmalıdır. Eğer ihtiyaç duyuluyorsa, üretici firmanın tavsiyelerini de dikkate alarak minimum dozda kullanılması uygun olacaktır.  Her şifalı bitkide olduğu gibi bu bitkininde kullanımında bazı sakıncalar bulunmaktadır. Yağının sürülmesinde hiçbir sakınca yoktur sadece sürdükten sonra güneşe çıkılması durumunda cilt lekelerine neden olmaktadır. İçildiği zamanda açık renkli insanlarda güneşe aşırı hassasiyet meydana getirir. Sarı kantaronun yan etkilerinin genellikle hafif olduğu ve mide rahatsızlığı, ürtiker veya diğer deri döküntüleri, yorgunluk, huzursuzluk, baş ağrısı, ağız kuruluğu, baş dönmesi ya da akıl karışıklığı şeklinde ortaya çıktığı ve antidepresan, kan inceltici, oral kontraseptif, tansiyon ilaçları ve astım ilaçları ile birlikte kullanılmaması gerektiği belirtilmektedir.
 
Kullanım şekilleri ve yan etkilerinden biraz bahsettikten sonra şimdi sizlere sarı kantaron otunun faydalarından bahsetmek istiyoruz.
 
Sarı kantaron otu faydaları;
 
  • Sarı kantaronun doğal bir antidepresan olduğu, anksiyeteye (kaygı, korku, gerginlik, sıkıntı hali) iyi geldiği,
  • Menopozdaki kadınlar için ideal bir destek bitkisi olduğu bilinmektedir.
  • Virüslere karşı etkili olduğu gözlemlenmiştir,
  • Karaciğer ve safra kesesini kuvvetlendirdiği bilinir.
  • Sarı kantaronun, alkolün neden olduğu el ve ayak titremelerinde iyileştirici özelliği bulunduğu,
  • Kan şekerinin düşürülmesine yardımcı olduğu,
  • Hücre yenileyici özelliğiyle yaranın çabuk kapanmasını sağladığı,
  • Bağırsak spazmını çözdüğü, bağırsak solucanlarını düşürdüğü,
  • İç ve dış varislerin tedavisinde etkili olduğu,.
  • Ülser ve gastritte iyileşmeyi hızlandırdığı,
  • Hazmı kolaylaştırdığı ve iştah açtığı bilinen faydaları arasındadır.
Sarı Kantaron OtuSarı kantaron yağı faydaları ve kullanım alanları;
  • Kas ağrısı, siyatik ve yumuşak doku romatizmasına iyi gelmektedir ve sırt ağrıları, lumbago, siyatik ve romatizmada masaj yağı olarak kullanılmaktadır 
  • Yanıklarda, haşlanmalarda ve güneşin neden olduğu yanıklarda olumlu sonuçlar vermektedir. İyi bir yara iyileştiricidir.
  • İltihap önleyici özelliğiyle yarada herhangi bir iltihap oluşmasına engel olur.
  • Pürüzsüz bir cilde sahip olabilmek için, cilt bakım yağı olarak yararlanabilirsiniz.
  • Antiseptik özelliğiyle yarada mikrop üremesini engeller.
  • Damar büzücü etkisiyle kanamayı kısa sürede durdurur.
  • Bebeklerde pişiklere iyi gelmektedir.
  • Cilt lekelerini giderir.
  • Hemoroite faydalıdır.
 
Kendiniz yapmak isterseniz, sarı kantaron yağı nasıl yapılır?
 
Öncelikle bitkiyi resimlerle biraz tanıyalım. Yukarıda da bahsettiğim gibi altın sarısı renkli çiçekleri olan ve çalı formunda bir bitki. Yapraklarını ışığa tuttuğunuzda yağ guddeleri belirgin biçimde görebiliyoruz.
Sarı Kantaron Otunu Tanıyalım
Bitkiyi tanıdıktan sonra tabi ki en önemli kısım doğadan bulup toplamak.  
 

Çeşitli sağlık sorunlarına iyi geldiğine inanılan kantaron yağı, sarı kantaron çiçeğinden elde ediliyor. Birçok kişi son dönemde popülerliği artan kantaron yağını evde yapıp kullanmak istiyor. Bunun için kantaron yağının yapılışını ve püf noktalarını arama motorlarında arayanların sayısı günden güne artıyor. Siz de bu gruptaysanız ve kantaron yağı yapmak istiyorsanız, püf noktalarımızı gözden geçirmelisiniz.
Uygun mevsimde pazarlarda satılan kantaron çiçeğini aktarlarda da bulabilirsiniz. Kendiniz toplama fırsatı yakalamışsanız, temiz hava ve kır gezintisi şansını da kaçırmamışsınız demektir.

Bir demet kantaron çiçeği orta büyüklükte bir kavanoz kantaron yağı yapmak için yeterlidir.

Kantaron yağı yapmak için aldığınız çiçekleri öncelikle iyice yıkayıp kurutun. Ardından çiçekleri elinizle sapından koparıp kavanoza alın. Çiçekleri ayırırken makas, bıçak gibi metal aletler kullanmamaya dikkat edin.

Bütün çiçekleri kavanoza aktardıktan sonra üzerini saf zeytinyağı ile tamamlayın. Kavanozun ağzını önce bir tülbentle sıkıca kapatın.

Kavanozu güneşe koyup kantaron çiçeklerinin özlerinin yağa geçmesi için 5 gün kadar bekletin. Ardından kavanozun ağzını kava almayacak şekilde kapakla kapatıp güneşte bekletme işlemini 45 gün kadar daha sürdürün.

Bu sürede çiçeklerin özü yağa geçecek ve yağın rengi koyulaşacak, kırmızıya yakın bir hal alacak. Yağ bu hale geldiğinde kullanıma hazır demektir.

sarı kantaron yağı yapılışı
Açık yaralarda ve yanıklarda ailecek kullanıyoruz ve çevremizde de kullandırdığımız insanlarda hep olumlu sonuçlarını gördük. Artık çantalarımızda bile küçük şişelerde taşıyoruz her an her yerde kullanıma hazır. Dilerim sizler de faydasını görürsünüz.
 
Anahtar Kelimeler:
Sarı Kantaron, Kantaron, Sarı Kantaron Yağı, Sarı Kantaron Çayı, Kantaron Yağı, Kantaron Çayı, Kantaron Yağı Fiyatı, Sarı Kantaron Yağı Faydaları, Kantaron Yağı Faydaları, Kantaron Çiçeği, Sarı Kantaron Çiçeği, Kantaron Yağı Nasıl Kullanılır.
 
Kaynaklar:
  • Bilia AR, Gallori S, Vincieri FF. St. John’s Worth and depression-efficiency, safety and tolerability. Life Sciences 70: 3077-3096, 2002.
  • http://www.aktifsaglik.com/3-Sari-Kantaron-Otu.html
  • http://www.kantaron.gen.tr/yan-etkileri.html
  • http://www.ontariowildflower.com/manitoulin_dune.htm
  • http://www.theguardian.com/uk/2011/may/01/new-eu-rules-on-herbal-remedies
  • http://rbgeherbaljournal.blogspot.com.tr/2011_06_01_archive.html
  • http://wanderinweeta.blogspot.com.tr/2010/07/wild-garden.htmlhttp://www.purxhealth.com/blog/herbs/best-supplements-for-mood-enhancement-st-johns-wort-2/
  • http://www.sifalibitkileriniz.com/bitkisel-yaglar/kantaron-yagi-ve-faydalari.html/comment-page-6
  • http://www.agaclar.net/forum/tibbi-itri-boyar-aromatik-bitkiler/1273-2.htm
 

 

0
1
0
s2sdefault

Bize dayatılan Yaşam Tarzında olmazsa olmazların arasına sokulan Deterjanlar nedir? Çevre ve insan sağlığına getirdiği riskler nelerdir? Bu riskleri enaza indirmek için neler yapılabilir?

Çamaşırda, bulaşıkta, vücut ve çevre temizliğinde yaygın olarak kullanılan bu kimyasallar üzerinde, uzun uzun düşünmek zorunda olduğumuzu hatırlatmak istiyoruz.

Prof.Dr.İsmet Dökmeci’in bu konuda yazmış olduğu bir makalede söyledikleri çok önemli:

“İnsan ve diğer canlıların yaşam ortamı olan su, hava ve toprağın endüstriyel teknolojinin gelişmesine paralel olarak çeşitli sentetik maddeler ve diğer toksik atıklarla hızla kirlenmeye yüz tutması daha şimdiden Dünyanın bir çok yöresini yaşanmaz duruma getirmiştir. Çevreyi koruyucu önlemler almadan gelişi güzel sanayileşen ülkelerde denetimsizlik, düzensiz kentleşme, hızla artan nüfus ya da toplumun eğitimsizliğinden kaynaklanan sorumsuzluk sonucu, sağlıklı yaşamamız için vazgeçilmez bir gereksinim olan doğanın kirlenmesi alabildiğince artmaktadır. Ne gariptir ki insanlar kendilerinin meydana getirdikleri bu manzara karşısında panik içinde çare arayışına girişmekte ve sonuçta faturasını ağır biçimde kendisine ve nesillerine ödetmektedir.” dedikten sonra

“Son dönemlerde kamuoyunda deterjanların doğaya, dolayısıyla insan sağlığına olan zararları merak ve endişeyle tartışılmaktadır. İhmaller ve sorumsuzluklar sonucu ortaya çıktığına inandığımız çevre kirlenmesi sorunu bugünün insanlarının gelecek nesillerine bırakacağı kötü bir mirastır.” İfadesi ile konunun nesiller boyu önemini vurgulamaktadır.

Deterjanın günlük hayatımıza girişi ile ilgili olarak da:

“Bu asrın başında sabun elde edilmesinde kullanılan yağların kıt bulunması, temizleyici başka maddelerin bulunması için çalışmaların başlamasına neden oldu. Ham petrolden sentetik yolla elde edilen deterjan üretilmesine başlandı. Özellikle II. Dünya Harbi sırasında Avrupa ve Amerika'da yaygın olarak kullanılan sentetik temizleyiciler bulaşıcı hastalıkalrın yayılmasının önlenmesinde ve temizlik işlerinde büyük kolaylıklar sağlamıştır. Ancak bu maddelerin rastgele üretilmesi ve çevreye yayılmasıyla 1960'lı yıllarda A.B.D gibi bazı batı ülkelerinde deterjanların doğa kirlenmesinde önemli rol oynadığı belirlenmiş ve bu konuda bir dizi önlemler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.” ve

“Deterjanlara temizleyici özellik veren yapısındaki yüzey-aktif maddelerdir. Üreticiler çoğunlukla deterjanlar içinde pahalı olan bu maddeleri düşük oranda (%10-30) kullanmakta, onun yerine ucuz olan bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özellikleri olan suda az eriyen inorganik maddeler karıştırmaktadırlar. Bir deterjanın yapısındaki biyolojik bozulmaya (biyodegredasyon) uğratmayan maddelerin oranı onun çevre kirlenmesi ve sağlığa olan zararlarının göstergesidir. Bu maddelerin su ve toprakta bozulmadan kalıp, akarsularla göl ve denizlere ulaşması buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. Son 25 yıl içerisinde birçok ülke deterjan üretiminde biyodegredasyonu hızlı yüzey-aktif maddeler ve katkı maddeleri kullanmaktadırlar. Yüzey-aktif maddesi Lineer alkil benzen (LAB) ve benzeri yapıda olan deterjanlar su ve toprakta daha hızlı biyodegredasyona uğradığından deterjan üretiminde öncelikle tercih edilmektedir. Örneğin A.B.D, 1963 yılından bu yana LAB dışında yüzey-aktif maddenin deterjanlara katılmasına izin vermemektedir.” Açıklamasını yapmaktadır.

Ülkemizde üretilen deterjanlara yakın zamana kadar katılan dedosil benzen (DDB) yüzey-aktif maddesi kimyasal yapısında sağlam halkalı gruplar içerdiğinden su ve toprakta bakteri ve enzimlerin etkisiyle oldukça güç çözünmekte dolayısıyla doğada giderek birikmekte idi. Bu tehlikeli gidişi durdurmak için DDB yasaklanmış ve onun yerine LAB kullanılmaya başlanmıştır.


Deterjan içerisinde bulunan yüzey-aktif madde dışında önemli oranda (%70-90) bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık verici ya da antiseptik özellik veren katlı maddelerinin çoğu da yüzey-aktif madde gibi insan organizmasına gıdalardan ve diğer yollardan girdiklerinde dokularda iritasyon sonucu olumsuz etkilere neden olabilmektedirler. Bir çok kanser türünün ise dokuların sürekli iritasyonu sonucu oluşabildiği literatürlerde bildirilmektedir. Ayrıca akciğer tahribatı, akciğer iltihabı, alerjik reaksiyonlar, santral sinir sisitemi, kalp, böbrek ve kan damar rahatsızlıkları, endokrin ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi önemli rahatsızlıkların kaynağı üretimde kullanılan katkı maddeleri ve dolayısı ile deterjanlar olabilmektedir.

Deterjanın kullanım yerleri ile temas sonucu vücudumuza giren miktarı, yapacağı zarar yönünden önemlidir. A.B.D'de bir günde insan vücuduna giren deterjan yüzey-aktif maddesinin ençok 0.3-3 mg arasında olduğu belirtilmesine karşın ülkemizde bazı yörelerde yapılan çalışmalar içme sularında dahi çok yüksek miktarlarda deterjan bulunduğunu ortaya koymuştur.

Her ne kadar vücudumuza giren günlük deterjan miktarı bilinmese de, bunun çok yüksek düzeyde olması güçlü bir olasılıktır. Bu nedenle biyodegredasyonu en hızlı olan deterjan kullanılmasının özellikle ülkemizde önemi büyüktür.

Sonuç olarak medeniyet gereği olan temizlik işlerimizde kullandığımız deterjanların vazgeçilmez yararlarının yanında çevre kirlenmesi ve özellikle sağlığımız açısından zararlarından korunabilmek için üretimlerinin kontrol altında tutulması zorunludur. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlığa ve çevre kirlenmesine en az zararlı bileşimlerin saptanıp bu standardın dışında deterjan üretimine izin verilmemesi gerekmektedir.

Ayrıca üretici firmaların deterjan kullanımını özendirmek için giriştikleri reklam kampanyalarının abartılı ve gerçeği yansıtmaması da tüketicinin kafasında ‘madem süper ötesi temizlik sağlıyor, madem tüm zorlu kiri pası çıkarabilmekte o zaman neden her ay reklamlarda formülü yenilenir ya da geliştirilir olarak gösterilmeye çalışılmaktadır?’ Sorusunu tekrar ettirmektedir.

Gıda Mühendisi İsmail Erbay’ın bize gönderdiği bir makalesinde de:

“Sentetik temizlik ürünlerinin başlıcaları, Çamaşır ve Bulaşık deterjanları, Sıvı sabunlar ve Şampuanlardır. Sıvı sabunlar, bulaşık deterjanları ile şampuan hammaddelerinin orantıları değiştirilmiş halidir. Sabunun sıvılaştırılmışı değildir.

Bu temizlik mamullerinin içerisindeki kimyasallar insan vücudunda karbon yapımızı kırarak veya oksijeni tüketerek tamiri imkânsız hastalıklara yol açarlar. Sentetik temizlik ürünleri vücuduma dokunmasın gitsinler istiyorsanız yapılacak bir şey vardır:

1-Çamaşır makinesinde: Çamaşırlarınızı 8.000 kg ( 8 ton) su ile durulamanız gerekir. 
2-Bulaşık makinesinde: Bulaşıklarınızı 6.000 kg (6 ton) su ile durulamanız gerekir. 
3-Banyoda: Şampuan veya body jel kullanmışsanız 2.000 kg (2 ton veya 250 orta boy kova dolusu) su ile durulanmanız gerekir.

Küçük çocuğu olup ta boğaz enfeksiyonu geçirtmeden, bademcik hastalığı geçirmeden büyütebilen anne var mı? İnanın bu işin baş müsebbibi bulaşık deterjanlarıdır.

Bu mamulleri kullandığınız zaman bir diğer tesir ve etkisi ise çevre kirliliğidir. Bunların içerisindeki kimyasalların başlıca özellikleri bulundukları yerde oksijeni tüketmeleridir. Oksijensiz bir yerde ise hayat olmaz.


Kaynaklar:

  1. Çevre ve Deterjan.Prof.Dr.İsmet Dökmeci
  2. Su-Sabun-Deterjan.İsmail Erbay
  3. The Toxic Dangers of Typical Laundry Detergent
  4. A Brief History of Soap and its Impact on the Environment 
0
1
0
s2sdefault

Probiyotik Nedir?

Probiyotik nedir, ne işe yarar, hangi durumlarda kullanılmalıdır ve sizin kullanmanız gerekli midir?
Bu sorular ilginizi çektiyse buyrun yazıyı okuyun..

Probiyotikler yaşayan mikroorganizmalardır ve yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda fazlasıyla yararlıdırlar[1]. İnsanlık, tarih boyunca bakteri kültürleri tarafından fermente edilen yiyecekleri tüketti ve sağlık yararları hep bilindi ancak son 20-30 yılda probiyotikler bilim insanlarının ve tıp çevrelerinin ilgisini çekmeye başlamıştır ve çok sayıda bilimsel çalışma yayınlanmıştır ve halen devam etmektedir.Barsaklarımızda yaşayan bakteriler vardır ve bilimsel çalışmalar barsaktaki bu mikrofloranın (barsaktaki bakteri topluluğunun adı) hastalıklardan korunmayı ve hatta gelişmesini önlemeyi sağladığını gösteriyorlar[2]. Probiyotikler barsaktaki yararlı bakterileri arttırarak, zararlı bakterilerin sayısını azaltarak etkili olurlar. Barsak sisteminde iyi bakterilerin doğal dengesinin korumasına ve yenilemesine yardımcı olurlar[3]. Genel olarak barsak sağlığı ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olduklarını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar vardır[4].
Çoğu probiyotik bakteriler insan barsağında normalde bulunan bakterilere benzerler[5]
Özellikle Çoğu probiyotik bakteriler, insan barsağında normalde bulunan bakterilere benzerler[5]. Özellikle kalın barsaklar çok çeşitli ve hareketli bir mikrofloraya sahiptir. Sağlıklı bir yetişkinin barsaklarında bulunan bakteri sayısının, insan vücudundaki hücrelerin sayısından 10 kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Bakterilerin zararlı mikroplar olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ancak aslında vücudumuzdaki çoğu işlevin iyi şekilde çalışmasına yardımcı olurlar. Barsaktaki
ortamda zararlı bakterilerin azalmasını, antimikrobiyal bileşikler üretilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlarlar[6].
Eğer sağlığınız iyiyse ve ağırlıklı olarak bitkisel bazlı bir beslenme uyguluyorsanız probiyotik kullanmanıza gerek yok. Barsak mikrofloranız da sizing yediğiniz yiyecekleri yer. Sebze, meyve ve baklagillerden zengin bir beslenme barsak florasının doğal dengesinde olmasını sağlar.
Bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve hastalık oluşturan bakterilere karşı direncinin azalmasına neden olan durumlar şunlardır:
• Hayvansal protein ve yağlardan zengin beslenme tarzı
• Yetersiz lif içeren beslenme,
• Antibiyotik kullanımı
• Yaş
• Stres
• İnflamatuar durumlar
• Kötü ve eksik beslenme
• Sindirim problemleri
• Bağışıklık durumu
Hangi durumlarda probiyotik kulllanmalıdır?
Probiyotikler geniş bir yelpazede sağlık problemleri ile mücadelede kullanılabilirler.
• Antibiyotik kullanımın neden olduğu ishal
• Irritabl(hassas) barsak sendromu
• Enfeksiyona bağlı ishaller
• İnflamatuar barsak hastalıkları[7].
Bir dizi bilimsel çalışma antibiyotik kullanımına bağlı ishallerin önlenmesinde probiyotik kullanımının yararlı olduğunu gösteriyor. Antibiyotik kullanmak barsaklarınızda iyi bakterilerin sayısını azaltırken, C.difficile gibi hastalık yapıcı bakterilerin sayısının artmasına neden olur.
C.Difficile hastanede yatan ve uzun süre tıbbi bakım alan hastalarda ortaya çıkan ishalin en sık görülen sebebidir. Probiyotikler zararlı bakterilerle bağlanacağı yerler konusunda yarışarak, besinler için yarışarak, hastalık yapıcı bakterilerin barsak duvarına yapışmasını engelleyerek, kalın barsak pH’sını düşürüerek asidik ortam sağlayarak iyi bakterilerin sayısının artmasını sağlarlar. Bu şekilde bağışıklık sisteminin uyarılmasını ve antimikrobiyal maddelerin üretilmesini
sağlarlar[8]. Antibiyotik almaya başlarken probiyotik kullanmanın ishal riskini azalttığını gösteren kanıtlar vardır[9]. Kontrollü çalışmalarda probiyotik bakterilerden L.rhamnosus ve S.Boulardi türleri özellikle bu etkiden sorumlu bulunmuştur[10]. Bakteri, virüs veya parazitlere bağlı enfeksiyöz ishallerin tedavisinde de probiyotiklerin yararlı etkileri gösterilmiştir[11]. Bazı Lactobacillus türleri ve S.boulardii bu tip ishallerin iyileşme sürelerini kısaltmaya yardımcı
olurlar.
İrritabl barsak sendromlarında karın ağrısı, şişkinlik ve gaz çıkarma sık görülür. Bu belirtilerin nedeni kısmen kalın barsakta gerçekleşen yiyeceklerin fermentasyon sonucunda gaz üretilmesidir. Normal barsak bakterileri kalın barsakta kalan yiyecekleri gaz oluşturmadan sindirriler. Son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar barsaklarda bifidobakterilerin sayısının azalmasının ve barsak beriyerinin işlevinin bozulmasının inflamatuar barsak sendromuna ve belirtilerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunduğuna işaret ediyor. Bazı çalışmalar probiyotik kullanımının belirtilerin yatışmasını sağlayabileceğine işaret ediyor[13]. Hangi durumda hangi
probiyotiğin yararlı olabileceğine daitr çalışmalar devam ediyor.
Ülseratif kolit gibi inflamatuar barsak hastalıklarında ise yüksek doz Lactobacillus, Bifidobacterium ve Streptococcus türlerinin kullanımının yararlı olabileceği düşünülüyor. Orta veya şiddettli ülseratif kolit vakalarında hastalığın sakinleşip sürdürülmesine yardımcı olduğunu gösteren çalışmalar vardır[14]. Diğer otoimmün hastalıklar da probiyotik kullanımından yarar görürler[15]. Örneğin bebek ve çocuklardaki atopik egzema tedavisinde yararlı oldukları gösterilmiştir[16].

Prebiyotik nedir?
Prebiyotikler probiyotikelrden farklıdırlar. Bunlar sindirilmeyen ve barsakta iyi ve yararlı bakterilerin sayılarının artmasını sağlayan yiyecek içerikleridir[18]. Soğan, sarımsak, kuşkonmaz, pırasa, enginar, yulaf ve muz gibi çok çeşitli bitkisel yiyeceklerde bulunurlar[19]. Bunlar kısa zincirli karbonhidratlardır ve sindirim enzimleri tarafından parçalanmazlar. Kalın barsaklara kadar bütün bir halde varırlar ve orada iyi bakteriler için yiyecek sağlarlar. Probiyotik destekler sıklıkla prebiyotikleri de içerirler [20].
Probiyotik kullanımının bir dizi sağlık sorununda yararlı olabildiği gösterilmiştir. Çok güvenlidirler ve özetle şu durumlarda kullanılabilirler:
• Antibiyotiklere bağlı ishaller
• İrritabl barsak sendromunun neden olduğu ishallerde ve hastalık belirtilerinin hafifletilmesinde yararlıdır.
• Allerji ve otoimmün hastalıkları olanlarda yararlı olabileceğinden kullanılmalıdır.
Probiyotikler konusunda yapılan çalışmalar halen devam etmektedir. Ve hangi durumda hangi türün daha etkili kullanım alanı olduğu araştırılmaya devam etmektedir.
Sağlık tesadüf değildir, sağlığınıza yatırım yapın.

Kaynak :

http://t24.com.tr/yazarlar/nurhayat-gul/probiyotik-nedir-ne-ise-yarar-hangi-durumlarda-kullanilmalidir,9671
22.09.2017 Probiyotik nedir, ne işe yarar, hangi durumlarda kullanılmalıdır? - Nurhayat Gül - T24

Yayın Tarihi 05 Temmuz 2014 10:50

0
1
0
s2sdefault

Gıda Takviyesi Nedir? ----1----- (Ümmühan İLBAY Hanımdan alıntı)

 

  • Günlük almamız gereken besinleri günümüz yaşam koşullarında yeterince alamadığımız ve aldığımız besinlerde de doğru besini kullanamadığımız için normal beslenmeyi desteklemek amacıyla günlük alım dozu belirlenmiş bitkisel ürünlere" takviye edici gıda" yada "gıda takviyesi" denilmektedir. 
  • Takviye edici gıdalar ilgili bitkilerin vitamin, mineral, protein, karbonhidrat, lif, yağ asidi, amino asit gibi besin öğelerininin ayrıştırılıp ekstre edilmesiyle ve bu ekstrelerin de kapsül, sıvı yada tablet haline getirilmesi şeklinde hazırlanır.
  • Takviye edici gıdalar normal beslenmenin yerine geçemez. 
  • TAKVİYE EDİCİ GIDALAR İLAÇ DEĞİLDİR.
  • Takviye edici gıdalar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili mevzuatlarınca belirlenir ve tüm resmi prosedür ve işlemler bu bakanlık tarafından yürütülür.
  • Günlük alım miktarı yaşa, kiloya ve kişinin mevcut rahatsızlıklarına göre değişir.
  • Üreticinin belirttiği tavsiye edilen günlük kullanım miktarlarına riayet edilmesi gerekmektedir.
  • Takviye edici gıdaların etiketinde, sunumunda ve reklamında; bir hastalığı önleme, tedavi etme veya iyileştirme özelliğine sahip olduğunu bildiren veya böyle özelliklere sahip atıfta bulunan ifadeler yer alamaz.
  • Etiketlerde bakanlıktan alınan "takviye edici gıda onay numarası ", üretici tarafından tüketilmesi tavsiye edilen günlük porsiyon miktarı, "Tavsiye edilen günlük porsiyonu aşmayın", "Takviye edici gıdalar normal beslenmenin yerine geçemez", Çocukların ulaşamayacağı yerde saklayın",İLAÇ DEĞİLDİR", "Hastalıkların önlenmesi veya tedavi edilmesi amacıyla kullanılamaz", Hamilelik ve emzirme dönemi ile hastalık veya ilaç kullanılması durumlarında doktorunuza danışın", ifadeleri bulunmalıdır.
0
1
0
s2sdefault
Ersağ Evimde Logo Tel Ersağ WhatsApp İletişim 08504661980
Tel 08504662980
e-posta Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Copyright © 2017 Ersağ Evimde. Tüm hakları saklıdır.
Bu sayfa bir Çevre Gönüllüsü Sayfasıdır.
Ersağ Şirketinin Resmi Sitesi değildir.

Mail Listemize Üye Olun...

Go to top